Ana içeriğe atla

Kayıtlar

İflah olmaz bir terazi burcuyum.

"Bir kitap okudum, hayatım değişti." veya "Bir film izledim, bambaşka biri oldum." demek isterdim. Ama maalesef ki iflah olmaz bir terazi burcuyum. Benim için değişim her dakika, her an. Bir filme veya kitaba bağlı değil. Nefes aldığım her an daha başka duygulara, daha başka hislere kapılıp kendimden sıyrılıyorum. İyi mi yoksa tamamen kötü mü bilmiyorum. Bir gün birini çok sevip, öteki gün ondan nefret edişlerimi de buna bağlıyorum. Kaldı ki artık kimseyi nefret edecek kadar bile  sev(e)miyorum. Herkes soğuk, içten pazarlıklı çıkıyor. En yakınım dediğim insan artık bir bukalemun misali. Baktıkça midem bulanıyor. Yaptıkları, söyledikleri öyle bir batıyor ki. Kötü bir şey söylemediği halde içinden geldiğini düşünmediğim için ondan an be an uzaklaşıyorum.  Artık onu tanımıyorum.  Tanımak istemiyorum.  Yüzüne bakınca bile eski samimiyeti bulamadığım bir insanla ne konuşulur bilmediğim için tamamen sessiz kalıyorum. Söylediği her bir cümlede daha da gözümd...

Bugün de sana ayağını öpmeyen bir sevgili veren Allah için ne yaptın!?

Başlık biraz ürkütücü gelebilir farkındayım ama inanın ki duyduğumda ben de şok geçirmiştim. Ve bazen insanların bana bu denli özelini anlatacak kadar güvenmesi gerçekten anksiyete atakları geçirtiyor.  Yapım itibariyle her zaman mesafeli ve karşı tarafların dediğine göre suratsız bir kişilik olduğu için insanların bana ısınması veya nefret etmesi saniselik olaylara bağlı. O anki ruh halime göre.  Yine böyle sınıftaki arkadaşlarımın gürültüsünü duymamak için kitaba gömüldüğüm bir sabahta yanıma bir kız oturdu. 1. sınıftan beri tanıyorum ama hiç konuşmuşluğum yok. (Laf aramızda iyiki de olmamış, bir süre sonra insana bileklerini kestirtecek kadar boş muhabbet edebiliyor!?) Ben de (içimdeki son insani kırıntıları kullanarak) "Günaydın" dedim. Ahhh anam demez olaydııım! Bir başladı hayat hikayesini anlatmaya Allah'ım Seda Sayan'ın evliliklerini dinleseydim kesinlikle daha az yorulurdum. Veya Mehmet Ali Erbil.  Anası, babası, danası, sülalesinde ne kadar boş iş...

İnsanlar sigarayı bırakınca mutlu olur, bense insanları.

Her şeyi bırakıp güneye yerleşsem diyorum.  Gerçi yaş grubum itibariyle yönelimler daha çok Marmara'yı gösteriyor ama benim insansız hava sahasına, yalnızlığa ve sakinliğe ihtiyacım var.  Bazen keşke diyorum Benjamin Button olarak doğsaydım. Yaşlı olarak doğup bebekken gökyüzüne bir ışık olarak süzülüp çekip giderdim yeryüzünden. Ne kadar zor olabilirdi ki?! En azından 21 yaşında insanlardan kaçmak için bu kadar uğraşmak zorunda kalmazdım. Lisedeyken hep üniversite hakkında konuşurduk. Açıkçası o zaman da çok hayalim yoktu bu zamanlara dair. Tek istediğim evimde oturup sabah akşam dizi-film izlemek ve örgü örmekti. Böyle deyince arkadaşlarım bana hep gülerdi. Şimdi bakıyorum da tüm bu 2 yıl boyunca gerçekten sadece bunu yaptım ve bir dakika bile pişman olmadım. Arkadaşlarımsa kendini tamamen salıp deyim yerindeyse totoşu başı dağıttılar. Böyle bir şeyi de hiç yapmak istemedim. Galiba bana hitap etmediği için. Sadece huzur ve dinginlik istedim.  Ve ulaşt...

En güzel yanım; yalnızlığım.

Yalnızlık; en güzel moti vasyon kaynağım.  Zamanında hiç sevmezdim, hatta en çok korktuğum şeydi. Ama şimdiyse yalnız kalmak için an kolluyorum. İnsanlardan kaçıyorum sanki.  O kadar sığ, yapmacık ve sanal geliyor ki ilişkileri hazmedemiyorum. Kafa dengim yok, zaten laf aramızda son günlerde kafam yerinde bile değil. Sorumluluklarım altında eziliyorum.  Sadece bu günlerde ufak bir yardıma ihtiyacım olduğunu hissediyordum. Ama içimi çevremdekilere açınca yanlış bir istek olduğunu anında anladım.  Galiba büyüdükçe en yakınındakiyle bile aranda kocaman bir dağ oluyor. Seviyorsun, seviliyorsun; kalpleriniz arasında mesafe yok. Ama gel gör ki aynı şey kafalar için geçerli değil. Arası adeta uçurum. Ve maalesef sevgi de anlaşılmadan hiçbir anlama gelmiyor.  Bu yüzden en iyisi sessiz kalmak.  Kendimi en ufak bir molada bile kitaplara gömmek. Sayfalarda gezinmek, her bir sözcüğü sindirerek okumak. Canın istediğinde şarkılara boğulmak; kimsenin s...

Ben buyum, böyle sev diyemiyorum çünkü bugünüm yarınıma uymuyor.

Hep yanımda öyle birini istedim ki... Düştüğümde elini uzatacak, kalbim acıdığında yarama ortak olup sızılarımı dindirecek, göz yaşlarımı silecek... Arkadaş, dost veya yoldaş ne deniyorsa ondan istedim.  Sadece başımı omzuna yasladığımda güvende olduğumu bileyim, korkmadan, çekinmeden içimi açıp döküleyim, dünyadaki tüm acımasızlıklara karşı bir olup karşı gelelim. Ve evet sanırım bir kere öyle birine rastladım ve onu kaybettim. Yaptığım seçimler vardığım sonuçlara değdi mi bilmiyorum, büyük savaşlar verdim.  Bugün "Piggy" olmamı sağlayan ne varsa canımı yaktı ve hız kesmeden yakmaya devam ediyor. Silemediklerim rüyalarımı bırakmıyor, silebildiklerim karşıma çıkıyor.  Biliyorum, bunu ben istedim. Ama attığım taş ürküttüğüm kuşa değmedi. Olabildiğimin en iyisi olmaya çalışırken bocaladım, hala daha bocalıyorum. İstediğim her şey olmuyorken, olanların cıvkını çıkartıyorum.  Ben buyum, böyle sev diyemiyorum çünkü bugünüm yarınıma uymuyor.  Bazı d...

Piggy sahalara geri mi dönüyor!?

Tam 1,5 yıl sonra tekrardan yazmak gerçekten zor. Sürekli "Tamam, bugün post atacağım." deyip kaç kere vazgeçtim, sayamadım. Sanırım eskisi kadar güzel olamayacağını düşünüp kendi kendimin psikolojisini bozdum.  En azından eskisi gibi mutluluğumu, stresimi, üzüntümü, kaygılarımı, sevinçlerimi anlatmak için sabırsızlanıyorum. Dedikleri kadar var; "Her zaman ilk adımı atmak zordur; devamı iplik söküğü gibi gelir."  Uzak kaldığım bu süre zarfında hayatımda çok bir şey değişmedi. Üniversitemin 1. senesini kalan 4 derscikle geride bıraktım, peyzaj mimarı olmaya son 3 sene kaldı! (Eğer akıl sağlığımı kaybetmezsem!)  Bu yaz, temmuz ayında prensesimi kaybettim. Sanırım hala daha içime attığım üzüntünün bir sebebi olarak agresifliğim devam ediyor. 8 senedir bebekliğinden şimdiki haline kadar her anına şahit olduğum bir canlıyı göz göre göre kaybetmek gerçekten çok zordu. Onu çok özlüyorum, çok. Güzel kızımın fotoğrafı burada kalsın, minik meleğim. ...

İ N A N I Y O R U M !

Mutluluğun ya da mutsuzluğun kişinin kendi çağrısına bağlı olarak geldiğine İNANIYORUM.  Karma denen olayı sonuna kadar destekliyor ve "eden bulur" mantığına dayanıp başıma gelen kötü olaylara asla ses etmiyorum, sadece izliyorum. Gerçekleşince adaletin yerine bulduğuna İNANIYORUM.  Gerçekten kalpten istenen materyal veya karşılaşmaların geç de olsa bir gün mutlaka yerine ulaşıp karşımıza çıkacağına İNANIYORUM.  Edilen duaların karşılığının alındığına İNANIYORUM.  Kötü kalpli insanların hak ettikleri cezayı er ya da geç alacaklarına İNANIYORUM.  Fotoğraf karelerine dahil olunan her bir gülümsenin, mutluluğun sahici oluşuna yürekten İNANIYORUM.  Başarının çalışana değil; hak edene gideceğine İNANIYORUM. "Verdiğin kadar alırsın" tezine İNANIYORUM.  Tüm kalbimle sevdiğim insanların bana kattığı huzura İNANIYORUM.