Ana içeriğe atla

Ne uçak, ne de gemi! Benim sadık yarim karayoludur!

Siz de benim gibi yolculuk yapmayı sevmeyenlerden misiniz? 

Bana kalırsa uçak ve gemi yolculuğu benden 1989593 km uzakta dursun, ben hep arabayla yol alayım! 


Uçak yolculuğuyla ilk olarak 2 yıl önce İzmir'den İstanbul'a, ordan da Paris'e giderken tanıştım. 

Uçağa ilk adım attığımda elim ayağım pasramıştı, indiğimde de rengim mordu! (Yazar, burada utanıyor.) Babam hemen koşar adım eczane aradı, mide bulantısı için hap aldı, 2 tane attım ama 2 saat sonra bile kendime gelememiştim. Sonrası Fransa yolculuğu tam bir felaket zaten! 


Gemi/feribot yolculukları için de en büyük korkum dalgalar oldu. Her sallandığında midem resmen diğer organlara meydan okuyup kolbastı oynuyor! 

Trende de aynı şekilde. 

Piggy artık BIKTI! 

Oysaki koyun beni arabaya isterseniz Makedonya'ya götürün gıkım çıkmaz. Ayağımın yere basmasını seviyorum anacım. 

Annemle babama her seferinde tatile başbaşa çıkmaları için yalvarıyorum ama dinlemiyorlar! Allah'ım duy sesimi, ben evde oturmak istiyorum! 

Umarım seneye baş başa gezmeyi öğrenirler! 

Yorumlar

  1. Uzun yolculukları kara yolu ile yapmak -gezi amaçlı değilse- sıkıyor; uçak daha cazip geliyor bana: Her ne kadar zaman zaman korkunç olsa da. :)

    YanıtlaSil
  2. Bende aksine yolculuk yapmayı çok severim sanırım bu da küçüklükten olsa gerek. Daha 6 aylıkken uçağa binmişim ben

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. erkek arkadaşım da aynı siz gibi, hayatı yollarda geçmiş, bu yüzden hiç sorun etmez yolculukları. Umarım ben de zamanla alışabilirim! :)

      Sil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

Evlenip ineklerimin anası, evimin kadını, kocamın prensesi olacağım!

Trajik başlığımdan da anlayacağınız üzere hayatım gittikçe daha değişik bir hal alıyor ve sevgilimden ismimi alacakları danaya koymasını istedim!  Evet, herkes şok!  Herkes iptal!  Ama ben daha şimdiden yaz için inek sağmayı öğrenmek istiyorum. Belki de blogger'lıktan emekli olup çiftçilik yapmanın vakti çoktaaaan gelmiştir...  Elveda Chanel no:5'ler, merhaba inek boku kokuları. Elveda hayalimdeki Tarık Ediz abiye koleksiyonu, merhaba möö'lemeler!  Ayy şaka bir yana tabiki de daha hali hazırda başlangıç seviyesinde olan elitliğimden asla ödün vermeyeceğim lakin hayvanların her türlüsünü sevmek, okşamak hoşuma gidiyor! Buna 500 kiloluk inekler de dahil. Ve yine kocaman bir EVET, inek sağmayı kendi özgür irademler istiyorum. (Şaşkınlıktan açılan ağızları kapatın bakayım! Evlenip ineklerimin anası, evimin kadını, kocamın prensesi olacağım!) Darısı başınıza sinsiler!  ---------------------- Şimdi de mikrofonu iç sesini...

"Herkes kendi kalbinin ekmeğini yer Acun..."

"Herkes kendi kalbinin ekmeğini yer." diyen Şeyma Subaşı kadar şanslı olamadığı için serzenişe geçen büyük bir kitle oluştu Türkiye'de. Ve özellikle de Twitter aleminde.  Söylediği sözlerden tutun da , çocuğuna, yediğine, içtiğine hatta özellikle gezdiği yerlerde.  Yerden yere vuran oldu, koruyup sahiplenen oldu. Ama en güzel de mizah malzemesi oldu.  Zaten eleştirmeye ve güldürmeye yönelik şeylere aç olan toplumumuz için Bahar Candan, Mustafa Ceceli ve listenin başından asla düşmeyen Şeyma Subaşı aslında sadece birer haber malzemesi oldular.  Sırasıyla bu karakterleri inceleyecek olursak;  Bu konuşmalar ve haberler Bahar Candan'ın işine yaradı elbet. Hukuk okuyacak kadar akıllı olup da canlı yayında teletabi dansı yapması akıllarda soru işareti bırakmıştı. Gerçi popülerliği eleştri yönlü olsa da istediği şeye kavuştu. Hatta Murat Boz ve Eser Yenenler'le bile adı anılmaya başladı. Nur Yerlitaş bunu duyunca postişleri bile şaşkınlı...

Bugün de sana ayağını öpmeyen bir sevgili veren Allah için ne yaptın!?

Başlık biraz ürkütücü gelebilir farkındayım ama inanın ki duyduğumda ben de şok geçirmiştim. Ve bazen insanların bana bu denli özelini anlatacak kadar güvenmesi gerçekten anksiyete atakları geçirtiyor.  Yapım itibariyle her zaman mesafeli ve karşı tarafların dediğine göre suratsız bir kişilik olduğu için insanların bana ısınması veya nefret etmesi saniselik olaylara bağlı. O anki ruh halime göre.  Yine böyle sınıftaki arkadaşlarımın gürültüsünü duymamak için kitaba gömüldüğüm bir sabahta yanıma bir kız oturdu. 1. sınıftan beri tanıyorum ama hiç konuşmuşluğum yok. (Laf aramızda iyiki de olmamış, bir süre sonra insana bileklerini kestirtecek kadar boş muhabbet edebiliyor!?) Ben de (içimdeki son insani kırıntıları kullanarak) "Günaydın" dedim. Ahhh anam demez olaydııım! Bir başladı hayat hikayesini anlatmaya Allah'ım Seda Sayan'ın evliliklerini dinleseydim kesinlikle daha az yorulurdum. Veya Mehmet Ali Erbil.  Anası, babası, danası, sülalesinde ne kadar boş iş...