Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Ben buyum, böyle sev diyemiyorum çünkü bugünüm yarınıma uymuyor.

Hep yanımda öyle birini istedim ki... Düştüğümde elini uzatacak, kalbim acıdığında yarama ortak olup sızılarımı dindirecek, göz yaşlarımı silecek... Arkadaş, dost veya yoldaş ne deniyorsa ondan istedim.  Sadece başımı omzuna yasladığımda güvende olduğumu bileyim, korkmadan, çekinmeden içimi açıp döküleyim, dünyadaki tüm acımasızlıklara karşı bir olup karşı gelelim. Ve evet sanırım bir kere öyle birine rastladım ve onu kaybettim. Yaptığım seçimler vardığım sonuçlara değdi mi bilmiyorum, büyük savaşlar verdim.  Bugün "Piggy" olmamı sağlayan ne varsa canımı yaktı ve hız kesmeden yakmaya devam ediyor. Silemediklerim rüyalarımı bırakmıyor, silebildiklerim karşıma çıkıyor.  Biliyorum, bunu ben istedim. Ama attığım taş ürküttüğüm kuşa değmedi. Olabildiğimin en iyisi olmaya çalışırken bocaladım, hala daha bocalıyorum. İstediğim her şey olmuyorken, olanların cıvkını çıkartıyorum.  Ben buyum, böyle sev diyemiyorum çünkü bugünüm yarınıma uymuyor.  Bazı d...

Piggy sahalara geri mi dönüyor!?

Tam 1,5 yıl sonra tekrardan yazmak gerçekten zor. Sürekli "Tamam, bugün post atacağım." deyip kaç kere vazgeçtim, sayamadım. Sanırım eskisi kadar güzel olamayacağını düşünüp kendi kendimin psikolojisini bozdum.  En azından eskisi gibi mutluluğumu, stresimi, üzüntümü, kaygılarımı, sevinçlerimi anlatmak için sabırsızlanıyorum. Dedikleri kadar var; "Her zaman ilk adımı atmak zordur; devamı iplik söküğü gibi gelir."  Uzak kaldığım bu süre zarfında hayatımda çok bir şey değişmedi. Üniversitemin 1. senesini kalan 4 derscikle geride bıraktım, peyzaj mimarı olmaya son 3 sene kaldı! (Eğer akıl sağlığımı kaybetmezsem!)  Bu yaz, temmuz ayında prensesimi kaybettim. Sanırım hala daha içime attığım üzüntünün bir sebebi olarak agresifliğim devam ediyor. 8 senedir bebekliğinden şimdiki haline kadar her anına şahit olduğum bir canlıyı göz göre göre kaybetmek gerçekten çok zordu. Onu çok özlüyorum, çok. Güzel kızımın fotoğrafı burada kalsın, minik meleğim. ...

İ N A N I Y O R U M !

Mutluluğun ya da mutsuzluğun kişinin kendi çağrısına bağlı olarak geldiğine İNANIYORUM.  Karma denen olayı sonuna kadar destekliyor ve "eden bulur" mantığına dayanıp başıma gelen kötü olaylara asla ses etmiyorum, sadece izliyorum. Gerçekleşince adaletin yerine bulduğuna İNANIYORUM.  Gerçekten kalpten istenen materyal veya karşılaşmaların geç de olsa bir gün mutlaka yerine ulaşıp karşımıza çıkacağına İNANIYORUM.  Edilen duaların karşılığının alındığına İNANIYORUM.  Kötü kalpli insanların hak ettikleri cezayı er ya da geç alacaklarına İNANIYORUM.  Fotoğraf karelerine dahil olunan her bir gülümsenin, mutluluğun sahici oluşuna yürekten İNANIYORUM.  Başarının çalışana değil; hak edene gideceğine İNANIYORUM. "Verdiğin kadar alırsın" tezine İNANIYORUM.  Tüm kalbimle sevdiğim insanların bana kattığı huzura İNANIYORUM. 

Ne uçak, ne de gemi! Benim sadık yarim karayoludur!

Siz de benim gibi yolculuk yapmayı sevmeyenlerden misiniz?  Bana kalırsa uçak ve gemi yolculuğu benden 1989593 km uzakta dursun, ben hep arabayla yol alayım!  Uçak yolculuğuyla ilk olarak 2 yıl önce İzmir'den İstanbul'a, ordan da Paris'e giderken tanıştım.  Uçağa ilk adım attığımda elim ayağım pasramıştı, indiğimde de rengim mordu! (Yazar, burada utanıyor.) Babam hemen koşar adım eczane aradı, mide bulantısı için hap aldı, 2 tane attım ama 2 saat sonra bile kendime gelememiştim. Sonrası Fransa yolculuğu tam bir felaket zaten!  Gemi/feribot yolculukları için de en büyük korkum dalgalar oldu. Her sallandığında midem resmen diğer organlara meydan okuyup kolbastı oynuyor!  Trende de aynı şekilde.  Piggy artık BIKTI!  Oysaki koyun beni arabaya isterseniz Makedonya'ya götürün gıkım çıkmaz. Ayağımın yere basmasını seviyorum anacım.  Annemle babama her seferinde tatile başbaşa çıkmaları için yalvarıyorum ama dinlemiyo...

Piggy dersleri bölüm 1; Yaşamadığın acı hakkında yorum yapma!

İnsanları teselli etmekte pek başarılı ve hoşlanmıyorum.  Sanırım zamanında teselliye ihtiyacım olduğu her an yalnız kalışım bunun en büyük nedeni.  Ve acısını gerçekten kalbimde hissedemediğim hiçbir duygu için de yorum yapmak bana adil gelmiyor. Düşünsenize adam 5 yıllık sevgilisinden ayrılmış, sen gidip de "Amaan kanka ne yapalım yani dünyanın sonu mu? Yüzüğü satar, parasını yeriz boşşvveeerrr!" diyorsun. Adamın ağzına fırıncı küreğiyle vururlar oğlum!  Sanırım hayatımdaki insanları tek tek kaybedişimin nedeni hep bu gereksiz ve can acıtıcı teselli yolları oldu. Bu yüzden hiçbirine de özlem duymadım ve eksikliğini hissetmedim.  Hiç unutmuyorum Hamburger'in Danimarka'ya döndüğü zamanlardı. Ben tabi depresyon modundayım. Kulaklıklar kulağımda, habire Yıldız Tilbe, Yıldız Usmanova falan dinliyorum. Belli başlı 10-15 şarkım var sarıp sarıp başa dönüyorum.  Asla kimseye dert yanmıyordum çünkü yanacak biri yoktu çevremde. Oysa kendimi...

Yunan Yunan diye nicesine sarıldım, benim sadık yarim Danimarkalı'dır!

Heeyyt Yunan topraklarını fethedip geldim!  Şu kısacık olan ve zaten göz açıp kapayıncaya kadar olan tatilimde başıma neler gelmedi ki!?  Tavernaya gidip Fedon'un 3. nesil kayıp torunu gibi tabak ve gerdan kıracakken yatak döşek hasta oldum, çay bile içemedim.  Sonrasında Pringles krizine girdiğim için supermarket ararken göçmen kampına gidip yemek duası ettim.  Kiraladığımız arabayla küçük bir kaza yapıp ailecek büyük bir şoka girdik! :D Bu arada anlatacaklarıma geçmeden önce Yunanistan'ın Chios Adası'na gittiğimizi söylemeliydim sanırım. Diğer bir ismi de Sakız Adası. Evet, adanın ismi de içerisinde barındırdığı sakız ağacı ormanlarından geliyor. Ve özellikle kırsal alanlara doğru gittiğinizde dağlardan esen rüzgarda bile damla sakızı kokusunu alabilirsiniz. Şahsen babam şehir merkezinde sokakta gördüğü her sakız ağacından damlayan sakızları toplayıp çiğnedi durdu 3 gün boyunca! (Annemle biz şok!)  Onun dışında geçen yıllarda Samos ve ...

"Herkes kendi kalbinin ekmeğini yer Acun..."

"Herkes kendi kalbinin ekmeğini yer." diyen Şeyma Subaşı kadar şanslı olamadığı için serzenişe geçen büyük bir kitle oluştu Türkiye'de. Ve özellikle de Twitter aleminde.  Söylediği sözlerden tutun da , çocuğuna, yediğine, içtiğine hatta özellikle gezdiği yerlerde.  Yerden yere vuran oldu, koruyup sahiplenen oldu. Ama en güzel de mizah malzemesi oldu.  Zaten eleştirmeye ve güldürmeye yönelik şeylere aç olan toplumumuz için Bahar Candan, Mustafa Ceceli ve listenin başından asla düşmeyen Şeyma Subaşı aslında sadece birer haber malzemesi oldular.  Sırasıyla bu karakterleri inceleyecek olursak;  Bu konuşmalar ve haberler Bahar Candan'ın işine yaradı elbet. Hukuk okuyacak kadar akıllı olup da canlı yayında teletabi dansı yapması akıllarda soru işareti bırakmıştı. Gerçi popülerliği eleştri yönlü olsa da istediği şeye kavuştu. Hatta Murat Boz ve Eser Yenenler'le bile adı anılmaya başladı. Nur Yerlitaş bunu duyunca postişleri bile şaşkınlı...