Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Çok tatlısın ama şekerim var be aşkım!

    Ellerinde Kinder Surprise yumurtalarla gelen sevdicek ısırılmaz da ne yapılır dostlar!?      Yeme de yanında yat resmen çocuğuunn. Allah'ım yazarken bile yüzümden gülücükler fışkırıyor.      Bu Kinder merakım da içlerinden Minions çıktığını duyunca başladı. Küçükken (M.Ö. 12000) babam her cuma akşamı alır gelirdi, yaklaşık 3-4 yıl boyunca hiç fire vermeden oyuncakları topladım ve en sonunda kocaman bir karton dolusu oyuncağım vardı. Hala daha dolabımda duruyor o karton kutu. Ama şimdi "YGS stresi" başlığı altında tekrardan toplamaya başladım. Zatebn çok çikolatasever biri olmadığım için ilk önce oyuncağına bakıp sonra çikolataları ya Hamburger'e ya da anneme yediriyorum. (Yaşasın 58 kilo olup çevredekilere kilo aldırmak! Kalp emojisi koyduğumu farzedin.)     Tamam hemen öyle ekrana acayip acayip bakmayın sevgili okurlarım. Sadece 18 yaşında minnak bir prensesim ve farkında olmadan Minions koleksiyonumu ta...

18 yaşındaysanız ve duygusalsınız; hayat çok zor!

      Hayatımın en bunalımlı dönemlerini yaşıyorum.  Beni ÇIV-DIYT-MA-YIN! https://www.youtube.com/watch?v=lYzKirpHUK8      Herkes bu yaşlarımızın hayatımızın en güzel dönemi olduğunu ve bir daha asla geri gelmeyeceğini söylüyor. Belki haklılar, belki de değiller, bilemiyorum. Eğer haklılarsa bile hayatın güzelliği şuan benim için ikinci planda. Bu yaşta üzerimize yüklenen sorumluluklar, dost kazıkları, dersler, özel hayat, herkesin bizim kapasitemizin en az 4 katı boyutunda olan beklentileri.  Bunaldım dostlarım!  Ve gün geçtikçe, saatler ilerledikçe, ben Whatsapp'ı dertlerimle yorduğum sürece çevrem de benden bunalıyor!    Özellikle çaktırmasa da benim üstün 66. hislerimle hissettiğim kadarıyla Hamburger de isyanın başında! Dün adeta KPSS'den 70 alıp ataması Erciş'e çıkmış psikolog edasıyla beni bir güzel sorguya çekti. Sonra da problemlerime kendimizce çözümler bulduk. Sırf bu yönüne bile delicesine...

Aşk bu kızılötesi, yaralı müzesi; hareket edemem!

     Eveet, aylar aylar sonra aradığım huzuru biraz önce kaçırmadan yakaladım. Elimde sıcak çikolatam, klimanın verdiği sıcaklıkla birlikte vücuduma her geçen saniye hakim olan o tembellik hissi, karnımda laptop'um, kulağımda ise İdo Tatlıses'ten Marifet. Tamam bu son örneğe kadar size tam bir tumblr kızı gibi geldiğimin farkındayım ama veledin şarkıları çok iyi ya. Babası gibi diyeceğim ama babasının şarkılarını çok dinlediğim söylenemez. Anca rakı sofrasında arka fonda çalan "Beni Benden Alırsan" şarkısına bayılıyorum. Onun dışında diğerleri tırt, pek bir bilgim yok. (Çarpılmadan söyleyeyim "Kalakaldım" da güzeldir.) (Hamburger'e yaltaklanırken temsili Piggy)      Amann boşverin şimdi Tatlıses sülalesini biz keyfimize bakalım. Uzun zamandır kendimi hiç böyle rahat hissetmemiştim doğrusu. YGS stresi beynimi hafiften kemirirken ruh halim resmen limit noktaların hangi noktalarda sürekli, hangilerinde süreksiz olacağını belirten zikzak grafikl...

Yazıyorum, çiziyorum, yaşıyorum!

Bu bloga yazmaya başlayalı neredeyse 9 ay olmuş. Çoğu şeyi ilk sizinle paylaştım. Kırgınlıklarımı sonra tekrardan eski hayatıma dönüş aşamalarımı, mutluluklarımı, sevinçlerimi, başıma gelen olayları, aşkımı, Hamburger'imi kısacası 18 yaşında bir genç kızın hayatını HD olarak size aktarıyorum. Yazdığım her şey kendi fikirlerim ve duygularım. Benim yaşantıma ve kafa yapıma sahip olmadan tarafsız bir yorum yapmanız imkansız. İllaki sevin, yorum atın veya beğenin demiyorum. Öyle bir hakkım da yok. Kendimi çevremdekilere beğendirmek için kıçımı yırtma aşamasını ve yaşını da geçtiğimi düşünüyorum. Bu sözleri okuyup da sizi bir tarafıma bile takmıyorum dediğimi de zannetmeyin sakın. Yorumlarınız benim için çok değerli. Ve resmen manevi olarak insana destek veriyor. Şu an için belki de hayatımın en stresli anında, sürekli değişen bir ruh hali içinde olduğum için yazılarımında bir tutarlılık göremiyor olmanız normal. Ama bunu saçmalamak için görmek ne derece doğru bilemiyorum. Bir de şu...

Sana taptığım kadar paraya tapsaydım milyarder, Allah'a tapsaydım peygamber olurdum.

Yine muhteşem bir post başlığıyla, ruhumun bu satır aralarına döküleceği yazıyla başbaşasınız sevgili okurlar. Ya linkimi gördüğünüz an küfredip "Yine mi bu dengesiz lan?" deyip kapatacaksınız yada "Prenses" ismini görünce yüzünüzde güller açacak. Ben her zaman için ikinci seçeneği tercih ediyorum. Ama biri de uygularsanız kızmam sonuçta ben bile kendimi görmemek için aynaya bakmaktan pek haz etmiyorum. (Canlarım ya tabi ki saçmalayın, okula pijamalarla giden kimmiş? Üstüne üstlük birde battaniyeyle mi dolanıyormuş? Oha artık öyle prenses mi olur?) Tabi artık kendime ne kadar daha "Prenses" diyebilirim bilmiyorum. Resmen Yeditepe Üniversite'sinde pembe şeritli beyaz mini cooper'ıyla okuyan Pelinsu'lar gibiyken şimdiyse 4 çocuklu pastane sahibi Betüş gibi oldum!? Son 4 ayda borsa bile bu kadar değişmedi vallahi! Başka biri daha önceden bu hale geleceğimi söyleseydi herhalde ana avrat söver kovardım yanımdan. Ama şimdi kendime bir bakı...

Tüm kalbimle diyorum ki hoşgeldin 2016! :)

Hoşgeldin 2016!  Tüm kalbimle, sevecenliğimle seni mutlulukla kucaklıyorum!  Umarım bu sene Piggy'nin senesi olur ve tüm dilekleri gerçekleşir!      Önceki üzüntü dolu posttan sonra yeniden mutlu, enerjik ve YGS stresi dolu Piggy geri döndü. Aaa en önemli şeyi yazmamışım. Tabiki de aşk dolu. :) Blogtan uzak kaldığım bir ay boyunca neler yaptığımı sormayın sevgili okurlarım. Çünkü bilindiği üzere hayatım bu aralar Hamburger-YGS-Ev üçgeni arasında geçiyor. Ygs ve ev üçlüsünden bunaldığım zamanlar sığınacağım en güzel kucak, en huzurlu insan tabiki de Hamburger. Yazmayalı o kadar uzun olmuş ki Hamburger'le 135 gün olmuş birlikte olalı. En son bıraktığımda 100. günü bile yazmamıştım. Oysaki hep aklımdaydı. Ama araya benim (bitmek bilmeyen rahatsızlıklarım) girince hayatım bile her zamanki rutininde gitmemeye başladı.  İlk başta kasım ayının ortalarına doğru bende bir mide bulantısı başladı. Ama sanırsanız ki 18 yaşımda bir boklar yem...