Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Evlenip ineklerimin anası, evimin kadını, kocamın prensesi olacağım!

Trajik başlığımdan da anlayacağınız üzere hayatım gittikçe daha değişik bir hal alıyor ve sevgilimden ismimi alacakları danaya koymasını istedim!  Evet, herkes şok!  Herkes iptal!  Ama ben daha şimdiden yaz için inek sağmayı öğrenmek istiyorum. Belki de blogger'lıktan emekli olup çiftçilik yapmanın vakti çoktaaaan gelmiştir...  Elveda Chanel no:5'ler, merhaba inek boku kokuları. Elveda hayalimdeki Tarık Ediz abiye koleksiyonu, merhaba möö'lemeler!  Ayy şaka bir yana tabiki de daha hali hazırda başlangıç seviyesinde olan elitliğimden asla ödün vermeyeceğim lakin hayvanların her türlüsünü sevmek, okşamak hoşuma gidiyor! Buna 500 kiloluk inekler de dahil. Ve yine kocaman bir EVET, inek sağmayı kendi özgür irademler istiyorum. (Şaşkınlıktan açılan ağızları kapatın bakayım! Evlenip ineklerimin anası, evimin kadını, kocamın prensesi olacağım!) Darısı başınıza sinsiler!  ---------------------- Şimdi de mikrofonu iç sesini...

Çünkü SİZ'den bir tane daha yok!

Pozitif düşünmeye adadığımdan beri (şeytan kulağına kurşun) her şey tam takırında gidiyor! Dinlediğim şarkılardan tutun da Whatsapp'ıma bile bir dinginlik çökmüş durumda. Sadece blogum arada cozutuyor o da olsun o kadarcık! :)  Etliye sütlüye kaırşmayıp tüm olanları dışarıdan seyretmek aslında hiç de Piggy'lik bir hareket değildi. Ama bir gün (yakın bir arkadaşımın da sözü üzerine) insanları gereğinden fazla düşündüğümü ve çözmeye çalıştığımı fark ettim. Sanırım son 5-6 yıldır yaptığım en büyük hatalardan biri de bu olsa gerek.  "Ulan anası benim hayrıma mı doğurmuş neden düşüneyim ki?" evresine gelip umursamazlık bölümüne adımımı atmam neredeyse 1 ayımı aldı. Arkadaşlarım dahil olmak üzere herkesi kendi hayatına uğurlayalı içimde hiçbir ağırlık hissetmiyorum. Ama insanlar hala agresif, çekilmez ve huysuz olduğumu düşünüyor! Amaaann varsın düşünsünler. Ben artık sadece "düşünmüyorum".  Aslında hala aynı Piggy'yim!  Anlayana, sevene! :)...

14 Şubat'ımı boş konuşkan olarak geçirmeye karar verdim!

14 Şubat'ın hafiften kapıdan baktırıp cüzdan boşalttığı, ısınan havaların etkisiyle ceketlerin, kabanların yavaştan terk edildiği bir tarafı eksik bir aydan size sesleniyorum!  "Şubat ayı yazıma hoşgeldiniz. Hala kanalıma abone olmadıysanız yukarıdaki butona tıklayıp üye olabilir, yazımı beğendiyseniz beğen butonuna tıklayıp bana destek olabilirsiniz" dermişiiimmm!  Aman boşverin böyle havaları cıvaları. Zaten Instagram'da giderek artan "fashion blogger", Youtube'ı istila eden "makeup blogger"lara hatayım!  Ah Allah'ım ne olurdu şu yazı yazma merakımı azıcık da makyaja, fondotene,  pudraya verseydin de bende yüzüme Nusret misali azıcık bronzer atıp üzerine highlighteri serpiştireydim! Neyse ya siz de Piggy'nizi böyle sevin arkadaşlar! Zaten sınav dolayısıyla iyice totoyu başı salmış durumdayım. Benden bu aralar olsa olsa "dağınık vlogger" olur. (Her an kendini canlı yayın akımına kaptırıp yüzümü Instagram'da ifş...

Hamburger'sizlikle sınayan Allah derslerle öldürüyor!

Her insanın tekrar tekrar yaşamak istediği, tekrardan "o anlarda" nefes almak istediği zamanlar vardır.  Sanırım benim de oldu.  Ve geri dönmek istemediğim, hatırlamaktan zerre dahi hazetmediğim günler geçirdim. Hayatımdna silip atmak istedim ama atamadım. Çünkü sürekli karşıma çıktı! Tıpkı o öle bayıla internet sitesinde gördüğünüz, koşa koşa mağazaya gidip ayakkabıyı sorduğunuzda size uygun numarasının kalmaması gibi. Satış görevlisinin ağzına stiletto topuğu sokmak istersiniz ama yapamazsınız. Sattığı çantaların zincirleriyle duvara zipleyesiniz gelir ama onu da başaramazsınız. Öylece kalakalırsınız. Ve tıpış tıpış mağazadan  çıkmak zorunda kalırsınız. Ve bana biraz önce aynı şey oldu!  Galerimdeki 8 bin fotoğrafı pıtır pıtır dolaşırken birden Hamburger'i Danimarka'ya uğurlamadan bir gün önceki buluşmamıza denk geldim!  Bana bir ağlamaklar geldi ki sormayın. Sanırsınız "YGS öne alındı, sınav 1 Şubat'ta." haberleri ÖSYM sitesinde boy b...

Beethoven dinlemeye hazır mısın Türkiye?

Ülkemizde gittikçe artan kar nedense bir tek benim oturduğum şehre düşmüyor. Ülkenin diğer nadide illerine yağan karın soğuğuyla bu prenses bünyem grip olup yataklara düşüyor.  Ulen bari iki üç kartopu yapıp sevdiceğimin totosuna atsaydım gözüm açık gitmeyecekti. Ama bu Mikail niyeyse hep bizi ters köşe yapıyor.  Neyseki Hamburger'in bir diğer sürpriziyle 2 hafta sonra Isparta'ya kayak merkezine gidiyoruz. Sonra gelsin kardan adamlar, gitsin sıcak çikolatalar!  Ayy durun bu kadar elit birşey beklemeyin bizden. Kar görmemişler olarak leğenle falan kaymaya kalkarsak rahatça takipten çıkabilirsiniz, elitlik seviyenizi düşürmeye pek niyetim yok! (Ama Hamburger benim deyimimle yarı İskandinav olduğu için bırakın leğenle kaymayı snowboard yapmazsa gözüm açık gidecek!)  Gerçi elalemin blog hesaplarına bakıyorum da herkes kara yatıp kollarıyla kelebek falan yapıyor. Veya saçlarını kalp yapıp Kendall çakması olarak fotoğraf çekilip yüzlerce like'ı kapıyor...

Şeyma Subaşı'nın tahtını ele geçireceğim derken Dilberay olan Piggy'nin hazin sonu!

2017'nin gelişini dört gözle beklemiyorum desem yalan olur tabiki de!  BEKLİYORUM!  Ama her şeyden ziyade hayatımı kökten değiştirip fikir ve ruh olarak yenilenmek amacındayım. Zira son aylarda yapmaya çalıştığım gibi. Evet, itiraf ediyorum. Bu yüzden de blog'tan biraz uzak kalmak istemiş olabilirim. Çünkü amacım sadece yalnız kalıp kendimi tanımaya çalışmaktı. Ve az çok başardım sayılır.  Aaa bu arada kendimi yenilemekten bahsetmişken sanmayın ki prenses bünyem kendisini normal bir insana çevirecek!? Hala daha bir an önce evlenip ele güne hava atma çabasındayım. Fransız danteli gelinliğim (sahte kuş tüyü de olabilir, emin değilim!), elimde pembe güllerden canlı buketimle 3 2 1 diye geri sayıp bekarlığa taht kurmuş olan kız arkadaşlarımın suratına fırlatmak istiyorum! Galiba şaka bir yana bu çocuk bünyem hiç büyümeyecek. Bundan 5 yıl sonra hala daha Kinder sürpriz hastası, unicorn sevdalısı olarak dolanıyor olabilirim. Ama sanırım bu yine de battaniye mis...

Kıymet bilmek lazım bitirmeden, tüketmeden.

İnsan ne zaman olgunlaşır, bilmiyorum.  Bana hala çocuk gibisin, diyorlar. Oysaki ben bunda hiçbir kötülük göremiyorum.  Etrafta o kadar çok ciddi, sıradan ve monoton insan varken; çocuk olmak, çocuk kalabilmek en büyük lütuf bence.  Anlayabilene.  Anlamak isteyene. İnsan dediğin 2 bacaklı düşünebilen varlık armut gibi vakti geldiğinde olgunlaşabilir mi emin değilim ama büyüyebildiğine dair inancım tam.  Lakin ben büyüdüm hem de tam tamına 3 ay önce.  Kime göre, neye göre bunu bir düşünmek lazım tabiki ama büyümek kavramı insanın kafasında olup biten bir kavram. Mesela yalnızlık en iyi öğretmen oldu bana.  Bir baktım dolmuşun tekinde gözümde güneş gözlükleriyle hüngür hüngür ağlıyorum. Şöför bakıp da durumu anlamaya çalışıyor ama ben sadece dışarı odaklamışım kafamı. Güneş batıyor ben de onunla geceye dönüyorum sanki.  Daha karanlık, daha gri ve daha acımasız.  Her şeyin daha'sını yaşarken kafamdaki tek düşünce hayatın bana "...