Ana içeriğe atla

"En çok da kitap yazmak isterdim. Bizi, seni, beni. Bize dair her şeyi."



Hamburger'im
Mickey Mouse'm
En tatlı bal köpüğüm
Pandam vs vs 

Ve daha hatırlayamadığım bir sürü sevgi sözcüğü. 
Zaten ne yazsam seni anlatmaya yetmeyecek, başlarsam sonu gelmeyecek. Ki seni bile hala daha yaşayarak öğreniyorum. 

Hediyeni bir gün önceden vermek istedim. Cuma akşamı buluştuğumuzda tepkilerini yüz yüze alayım diye. Mimiklerinden her şeyi anlayabilirim zaten. Bir haftadır da için içini yiyor, biliyorum. Çok ipucu verdim belki aklına gelmiştir, belki de gelmemiştir. Orasından çok emin değilim. 

Yazın olan blog olayından sonra kapatmıştım her şeyi. Senin beni yanlış anlamanı istemedim. Ama ilham perilerim havada ve kalbimde aşk kokusu olunca fazla dayanamadılar. Yine klavye üzerinden kendilerini anlattılar. Zaten ben pek konuşmadım, kalbim yazdı. (Tamam tamam inanma buna fazla sen. Çenem düşük biliyorum ama yazdım işte sadece.) 

Sana söylemedim çünkü sürpriz olsun istedim. Aklımda birinci yıl sürprizi olması vardı ama bekleyemedim o kadar. Zaten annemin karnında nasıl 9 ay 10 gün durdum, hayret ediyorum.



Tanışalı 7 ay, birlikte olalı 6 ay oldu. (Hoş bana göre 6 yıl gibi.)Zaman ne çabuk geçiyor değil mi? Daha dün gibi ilk buluşmada beni 45 dk bekletmeniz. Şimdiyse seni ellerimle pasta, böreklerle besliyorum. 

Açık sözlü olmak gerekirse seni sevmek çok güzel. Her şeyiyle. İyisiyle, kötüsüyle, hastalığıyla, sağlığıyla, kavgasıyla, kutlamasıyla, mutluluğuyla, hüznüyle, sana dair her şeyiyle.

40 post yazmışım öncesinde bize dair ama şimdi dilim tutuk gibi sanki. Direkt sana yönelik şeyler yazmak zor geldi birazcık. 


Utangaçlık duygusu yer zaman tanımıyor. Ama hediyeni verdikten sonra bu linke girdin ve şu anda sahibi olduğumuz blogumuzun satırlarında dolanıyorsun. 

Evet, biraz gizli saklı iş çevirmiş olabilirim ama dediğim gibi sürpriz. Belki bilseydin ilişkimiz böyle olmazdı. Şimdiyse öğrendikten sonra nasıl olur bilemiyorum ama ben sana bir söz vermiştim Hamburger. Belki hatırlarsın. 

"En çok da kitap yazmak isterdim. Bizi, seni, beni. Bize dair her şeyi." 

Şartlar daha iyi değil, ne ben kitap yazabilirim ne de bizi tam anlamıyla yansıtabilirim kağıtlara. Ama söylediğim hiçbir şey boş değil derken bundan bahsediyordum. Hep sen şaşırtacak değilsin ya sıra azıcık da olsa bende artık. 


Piç gülüşü atan Piggy. 

Şimdilik bu post burada biter Hamburger. Ve sen tekrardan oku bu yazıyı. 


Kuralımız kuralsızlık oldu çünkü seninle öğrendim ki hayatımdaki hiçbir şeyin sınırı, önümdeki hiçbir şeyde engel yok! 
Seni severken ilk defa kendi kendimi çiğneyip aklıma değil, kalbime inandım. Haksız da çıkmadım. 

Seni seviyorum elmalı turtam. 


Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Evlenip ineklerimin anası, evimin kadını, kocamın prensesi olacağım!

Trajik başlığımdan da anlayacağınız üzere hayatım gittikçe daha değişik bir hal alıyor ve sevgilimden ismimi alacakları danaya koymasını istedim!  Evet, herkes şok!  Herkes iptal!  Ama ben daha şimdiden yaz için inek sağmayı öğrenmek istiyorum. Belki de blogger'lıktan emekli olup çiftçilik yapmanın vakti çoktaaaan gelmiştir...  Elveda Chanel no:5'ler, merhaba inek boku kokuları. Elveda hayalimdeki Tarık Ediz abiye koleksiyonu, merhaba möö'lemeler!  Ayy şaka bir yana tabiki de daha hali hazırda başlangıç seviyesinde olan elitliğimden asla ödün vermeyeceğim lakin hayvanların her türlüsünü sevmek, okşamak hoşuma gidiyor! Buna 500 kiloluk inekler de dahil. Ve yine kocaman bir EVET, inek sağmayı kendi özgür irademler istiyorum. (Şaşkınlıktan açılan ağızları kapatın bakayım! Evlenip ineklerimin anası, evimin kadını, kocamın prensesi olacağım!) Darısı başınıza sinsiler!  ---------------------- Şimdi de mikrofonu iç sesini...

"Herkes kendi kalbinin ekmeğini yer Acun..."

"Herkes kendi kalbinin ekmeğini yer." diyen Şeyma Subaşı kadar şanslı olamadığı için serzenişe geçen büyük bir kitle oluştu Türkiye'de. Ve özellikle de Twitter aleminde.  Söylediği sözlerden tutun da , çocuğuna, yediğine, içtiğine hatta özellikle gezdiği yerlerde.  Yerden yere vuran oldu, koruyup sahiplenen oldu. Ama en güzel de mizah malzemesi oldu.  Zaten eleştirmeye ve güldürmeye yönelik şeylere aç olan toplumumuz için Bahar Candan, Mustafa Ceceli ve listenin başından asla düşmeyen Şeyma Subaşı aslında sadece birer haber malzemesi oldular.  Sırasıyla bu karakterleri inceleyecek olursak;  Bu konuşmalar ve haberler Bahar Candan'ın işine yaradı elbet. Hukuk okuyacak kadar akıllı olup da canlı yayında teletabi dansı yapması akıllarda soru işareti bırakmıştı. Gerçi popülerliği eleştri yönlü olsa da istediği şeye kavuştu. Hatta Murat Boz ve Eser Yenenler'le bile adı anılmaya başladı. Nur Yerlitaş bunu duyunca postişleri bile şaşkınlı...

Bugün de sana ayağını öpmeyen bir sevgili veren Allah için ne yaptın!?

Başlık biraz ürkütücü gelebilir farkındayım ama inanın ki duyduğumda ben de şok geçirmiştim. Ve bazen insanların bana bu denli özelini anlatacak kadar güvenmesi gerçekten anksiyete atakları geçirtiyor.  Yapım itibariyle her zaman mesafeli ve karşı tarafların dediğine göre suratsız bir kişilik olduğu için insanların bana ısınması veya nefret etmesi saniselik olaylara bağlı. O anki ruh halime göre.  Yine böyle sınıftaki arkadaşlarımın gürültüsünü duymamak için kitaba gömüldüğüm bir sabahta yanıma bir kız oturdu. 1. sınıftan beri tanıyorum ama hiç konuşmuşluğum yok. (Laf aramızda iyiki de olmamış, bir süre sonra insana bileklerini kestirtecek kadar boş muhabbet edebiliyor!?) Ben de (içimdeki son insani kırıntıları kullanarak) "Günaydın" dedim. Ahhh anam demez olaydııım! Bir başladı hayat hikayesini anlatmaya Allah'ım Seda Sayan'ın evliliklerini dinleseydim kesinlikle daha az yorulurdum. Veya Mehmet Ali Erbil.  Anası, babası, danası, sülalesinde ne kadar boş iş...