Ana içeriğe atla

Gönlünde yok yoksa yakışıklım fark etmez ben ayakta da giderim!

Yeni bir postla, yeni bir konuyla ama eski Piggy'yle yola devam ediyoruz sevgili Piggyseverler. 

Sizler iyisinizdir diye umuyorum, beni soracak olursanız baya bir boşladım kendimi. Tatil girdiğimizden beri doğru dürüst bir kitap bile bitirmedim/bitiremedim. Kafam ve düşüncelerim öylesine yoğun ki film izlerken odaklanamıyorum bile. 
Bunun üstesinden nasıl geleceğim, bilmiyorum. Eğer aranızda bilgisi, fikri olan varsa beni aydınlatırsa gerçekten çok sevinirim. 

Bu arada bu Piggy'niz 3 gün sonra İtalya yolcusu. Yaklaşık 10 gün ortalarda olmayacağım. Ama Snapchat ve Instagram'da fazlasıyla aktif olacağıma şüpheniz olmasın. Blogum için Snapchat hesabı açmadım daha çünkü takipçim çok az. Artınca, talep olursa eğer açarım. Ama instagram için buraya tıklayıp takip ederseniz memnun olurum. 


Geçen yıl da sadece Disneyland için üç günlüğüne Paris'e gitmiştim. Onun postları için de 
1. bölüm için buraya
2. bölüm için şuraya
3. bölüm için oraya TIKLAYABİLİRSİNİZ! 

Gitmeyi düşünenler için de yardımcı olabilirim, tek bir mesajınıza bakar. Gerçi ben genellikle mağazalar ve alışveriş konusunda uzmanlaştığımı düşünüyorum ama yine de Fransa'da nereye gidersiniz gidin "Bonjuar" demekten diliniz aşınıyor! 


3 günlük Paris için 3 post yapmışken 10 günlük İtalya için en az 10 post yazarım sevgili Piggyseverler. İtalya için önerileriniz, fikirleriniz varsa yazmaktan lütfen çekinmeyin. Hepsine ihtiyacım var!


Bu kadar kendimden bahsetmişken söz artık Hamburger'e gelir. Beyefendiyi 10 gün sonunda görebildim, Allah'a şükür ve kendisi dün gece Antalya yollarını arşınlayıp ailesiyle tatile gitti. Cumartesiye kadar yok ve bende cuma akşamı yola çıkıyorum. Yine bir 15 gün görüşemeyeceğiz sizin anladığınız.

Sırf bu yüzden bile İtalya'ya gittiğime bile sevinemiyorum cidden. Zaten 10 gün boyunca göremeyeceğim diye içim içimi yerken o da gitti gün sayısı 15'e çıktı. (Gerçi ailece Türkiye'deki son yaz tatilleri olacağı için ses çıkarmıyorum ama bazen içimdeki şeytan benden hızlı davranıp carlayıveriyor!)

(Artık Disney prenseslerinden sonra Barbie'ye geçeyim dedim.)

Artık kendimi, kendi hayatımı, ilişkimi olduğunca akışına bırakmaya karar verdim. Çünkü hayat planlar yapmama asla izin vermiyor. Öyle olunca daha çok üzülüyorum. Çünkü kendimi yenileyebilme şansım yok. O şansı kendime hiç tanımıyorum. Bir aksilik karşısında hemen karamsar moda bağlayıp fırın kapağını açmanızla puf diye sönüveren kek gibi oluyorum. Bir daha toparlamaya imkan olmuyor. Dışarıya gülerken kendi kendimi yiyip bitiriyorum. Fazla arkadaşım da yok zaten. Saysan bir elin parmağı bile etmez. Ama hiç kimse arayıp sormuyor bile. Bu yüzden Hamburger'in yokluğunu acayip derecede hissediyorum. Aynı şehirdeyken görüşememek bile üzücü oluyor. 
Lakin artık bir şekilde ayrı kalmaya alışmamız lazım. Sanırım ilişkimizde bunu zorlayan taraf da ben olacağım. Ama biliyorum ki her yağmur sonrası mutlaka gökkuşağı çıkıyor. O yüzden "bize" dair umutlarım sonsuz. 
Sadece gülümsemeye çalışıp etrafımdaki siyah bulutları dağıtmaya çalışıyorum. 

"İyi şanslar Piggy" dediğinizi duyar gibiyim, hiç eksik olmayın! :)

Mis kokulu öpücükler herkese. 
Kalbinizden sevgi hiç eksik olmasın. 



Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Evlenip ineklerimin anası, evimin kadını, kocamın prensesi olacağım!

Trajik başlığımdan da anlayacağınız üzere hayatım gittikçe daha değişik bir hal alıyor ve sevgilimden ismimi alacakları danaya koymasını istedim!  Evet, herkes şok!  Herkes iptal!  Ama ben daha şimdiden yaz için inek sağmayı öğrenmek istiyorum. Belki de blogger'lıktan emekli olup çiftçilik yapmanın vakti çoktaaaan gelmiştir...  Elveda Chanel no:5'ler, merhaba inek boku kokuları. Elveda hayalimdeki Tarık Ediz abiye koleksiyonu, merhaba möö'lemeler!  Ayy şaka bir yana tabiki de daha hali hazırda başlangıç seviyesinde olan elitliğimden asla ödün vermeyeceğim lakin hayvanların her türlüsünü sevmek, okşamak hoşuma gidiyor! Buna 500 kiloluk inekler de dahil. Ve yine kocaman bir EVET, inek sağmayı kendi özgür irademler istiyorum. (Şaşkınlıktan açılan ağızları kapatın bakayım! Evlenip ineklerimin anası, evimin kadını, kocamın prensesi olacağım!) Darısı başınıza sinsiler!  ---------------------- Şimdi de mikrofonu iç sesini...

"Herkes kendi kalbinin ekmeğini yer Acun..."

"Herkes kendi kalbinin ekmeğini yer." diyen Şeyma Subaşı kadar şanslı olamadığı için serzenişe geçen büyük bir kitle oluştu Türkiye'de. Ve özellikle de Twitter aleminde.  Söylediği sözlerden tutun da , çocuğuna, yediğine, içtiğine hatta özellikle gezdiği yerlerde.  Yerden yere vuran oldu, koruyup sahiplenen oldu. Ama en güzel de mizah malzemesi oldu.  Zaten eleştirmeye ve güldürmeye yönelik şeylere aç olan toplumumuz için Bahar Candan, Mustafa Ceceli ve listenin başından asla düşmeyen Şeyma Subaşı aslında sadece birer haber malzemesi oldular.  Sırasıyla bu karakterleri inceleyecek olursak;  Bu konuşmalar ve haberler Bahar Candan'ın işine yaradı elbet. Hukuk okuyacak kadar akıllı olup da canlı yayında teletabi dansı yapması akıllarda soru işareti bırakmıştı. Gerçi popülerliği eleştri yönlü olsa da istediği şeye kavuştu. Hatta Murat Boz ve Eser Yenenler'le bile adı anılmaya başladı. Nur Yerlitaş bunu duyunca postişleri bile şaşkınlı...

Bugün de sana ayağını öpmeyen bir sevgili veren Allah için ne yaptın!?

Başlık biraz ürkütücü gelebilir farkındayım ama inanın ki duyduğumda ben de şok geçirmiştim. Ve bazen insanların bana bu denli özelini anlatacak kadar güvenmesi gerçekten anksiyete atakları geçirtiyor.  Yapım itibariyle her zaman mesafeli ve karşı tarafların dediğine göre suratsız bir kişilik olduğu için insanların bana ısınması veya nefret etmesi saniselik olaylara bağlı. O anki ruh halime göre.  Yine böyle sınıftaki arkadaşlarımın gürültüsünü duymamak için kitaba gömüldüğüm bir sabahta yanıma bir kız oturdu. 1. sınıftan beri tanıyorum ama hiç konuşmuşluğum yok. (Laf aramızda iyiki de olmamış, bir süre sonra insana bileklerini kestirtecek kadar boş muhabbet edebiliyor!?) Ben de (içimdeki son insani kırıntıları kullanarak) "Günaydın" dedim. Ahhh anam demez olaydııım! Bir başladı hayat hikayesini anlatmaya Allah'ım Seda Sayan'ın evliliklerini dinleseydim kesinlikle daha az yorulurdum. Veya Mehmet Ali Erbil.  Anası, babası, danası, sülalesinde ne kadar boş iş...