Ana içeriğe atla

Paris Günlükleri #3

    Günlüğümün son ve en güzel kısmına geldik şimdi! DISNEYLAND!


   18'inde olmama rağmen yaş, ırk ve cinsiyet farketmeden herkesin cennet olarak nitelendirdiği tek eğlence parkı olmaya aday. Ve gerçekten de 4 yıllık hayalimin gerçeğe döndüğü tek yer. Dünyada görmek ve gezmek istediğim yerlerin listesinin ilk sırasındaydı. Şimdi üstüne bir çizik attım ama en kısa zamanda tekrardan ziyarete gideceğime asla ve asla şüpheniz olmasın! Çünkü kesinlikle bir günde gezilecek bir yer değil. Ne oyuncaklara ne de dükkanlara yetişebiliyorsunuz.

    Biz tur programımız dahilinde sadece Disneyland köyünü gezdik. Zaten Disneyland iki bölümden oluşuyor; köy ve stüdyo. Stüdyo ve köyün biletleri ayrı ayrı alınıyor ve ikisini aynı güne sığdırmanız kesinlikle imkansız! 

    Toplamda dört bölümden oluşuyor; Tomorrowland, Fantasyland, Frontierland, Adventurland. 

    Zaten park başlı başına bir şehir içinde 20'ye yakın restaurant, 30'u geçkin alışveriş dükkanı var. Her şey Disney temasına göre ayarlanmış. 

     
    Kapıdan ilk girdiğinizde karşısınıza çıkan şey resmen buz dağının görünen tarafı; Disneyland temalı parkın içinde bulunan en büyük otel. (Parkın içinde bu otelden başka toplam 5 tane daha var. Hepsi farklı temalarda ve farklı yıldızlarda. Tabiki de en büyüğü ve en güzeli -geceliği 400 euro- Disneyland Oteli.)


     Kapıdan girdiğinizde karşınızda kocaman heybetiyle gelenleri karşılayan Disney Şatosu. İçinde iki tane lüks butik bulunuyor ve yukarı kata çıktığınızda camlarında vitray sanatıyla işlenen hikayelere resmen aşık oluyorsunuz! 


     Disneyland'da fazla fotoğraf çekmedim. Genellikle kafile olarak oyuncakların sırasındaydık. 


Oradaki 30 mağazanın sadece birisi. Her birinin içi farklı bir temada ve zamanınız varsa tek birini bile es geçmeyin. Her mağazada farklı bir şey bulabilirsiniz. 


Eğer vaktiniz varsa teknede mutlaka kısa bir gezintiye çıkmalısınız! :)


Kaptan Jack Sparrow'un kahkahalarını duyabiliyor musunuz? 



Disneyland'ın en "ekşınlı" rollercoasteri Space Mountain Mission 2! Mutlaka denemelisiniz. (Normalde dönme dolaptan bile sallandığı için korkan Piggy, oradaki atmosferden gaz alarak hiç düşünmeden bindi. Toplamda 2,5- 3 dakika sürüyor ama göz açıp kapayıncaya kadar geçiyor; iki kez ters takla attırdığı için sanırım.)



Tomorrowland'dan selamlar. :)


Her cumartesi saat 17:30'da yapılan bu geçit törenini kaçırırsanız sakın Disneyland'a gittim demeyin!


Evet, umarım en kısa zamanda tekrardan görüşürüz DISNEYLAND!

Piggy'den dip not: Umarım bir dahaki gidişimde Hamburger'i koluma takar da götürürüm! :)



Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Evlenip ineklerimin anası, evimin kadını, kocamın prensesi olacağım!

Trajik başlığımdan da anlayacağınız üzere hayatım gittikçe daha değişik bir hal alıyor ve sevgilimden ismimi alacakları danaya koymasını istedim!  Evet, herkes şok!  Herkes iptal!  Ama ben daha şimdiden yaz için inek sağmayı öğrenmek istiyorum. Belki de blogger'lıktan emekli olup çiftçilik yapmanın vakti çoktaaaan gelmiştir...  Elveda Chanel no:5'ler, merhaba inek boku kokuları. Elveda hayalimdeki Tarık Ediz abiye koleksiyonu, merhaba möö'lemeler!  Ayy şaka bir yana tabiki de daha hali hazırda başlangıç seviyesinde olan elitliğimden asla ödün vermeyeceğim lakin hayvanların her türlüsünü sevmek, okşamak hoşuma gidiyor! Buna 500 kiloluk inekler de dahil. Ve yine kocaman bir EVET, inek sağmayı kendi özgür irademler istiyorum. (Şaşkınlıktan açılan ağızları kapatın bakayım! Evlenip ineklerimin anası, evimin kadını, kocamın prensesi olacağım!) Darısı başınıza sinsiler!  ---------------------- Şimdi de mikrofonu iç sesini...

"Herkes kendi kalbinin ekmeğini yer Acun..."

"Herkes kendi kalbinin ekmeğini yer." diyen Şeyma Subaşı kadar şanslı olamadığı için serzenişe geçen büyük bir kitle oluştu Türkiye'de. Ve özellikle de Twitter aleminde.  Söylediği sözlerden tutun da , çocuğuna, yediğine, içtiğine hatta özellikle gezdiği yerlerde.  Yerden yere vuran oldu, koruyup sahiplenen oldu. Ama en güzel de mizah malzemesi oldu.  Zaten eleştirmeye ve güldürmeye yönelik şeylere aç olan toplumumuz için Bahar Candan, Mustafa Ceceli ve listenin başından asla düşmeyen Şeyma Subaşı aslında sadece birer haber malzemesi oldular.  Sırasıyla bu karakterleri inceleyecek olursak;  Bu konuşmalar ve haberler Bahar Candan'ın işine yaradı elbet. Hukuk okuyacak kadar akıllı olup da canlı yayında teletabi dansı yapması akıllarda soru işareti bırakmıştı. Gerçi popülerliği eleştri yönlü olsa da istediği şeye kavuştu. Hatta Murat Boz ve Eser Yenenler'le bile adı anılmaya başladı. Nur Yerlitaş bunu duyunca postişleri bile şaşkınlı...

Bugün de sana ayağını öpmeyen bir sevgili veren Allah için ne yaptın!?

Başlık biraz ürkütücü gelebilir farkındayım ama inanın ki duyduğumda ben de şok geçirmiştim. Ve bazen insanların bana bu denli özelini anlatacak kadar güvenmesi gerçekten anksiyete atakları geçirtiyor.  Yapım itibariyle her zaman mesafeli ve karşı tarafların dediğine göre suratsız bir kişilik olduğu için insanların bana ısınması veya nefret etmesi saniselik olaylara bağlı. O anki ruh halime göre.  Yine böyle sınıftaki arkadaşlarımın gürültüsünü duymamak için kitaba gömüldüğüm bir sabahta yanıma bir kız oturdu. 1. sınıftan beri tanıyorum ama hiç konuşmuşluğum yok. (Laf aramızda iyiki de olmamış, bir süre sonra insana bileklerini kestirtecek kadar boş muhabbet edebiliyor!?) Ben de (içimdeki son insani kırıntıları kullanarak) "Günaydın" dedim. Ahhh anam demez olaydııım! Bir başladı hayat hikayesini anlatmaya Allah'ım Seda Sayan'ın evliliklerini dinleseydim kesinlikle daha az yorulurdum. Veya Mehmet Ali Erbil.  Anası, babası, danası, sülalesinde ne kadar boş iş...